Kişi

İbn Miskeveyh

İbn Miskeveyh için kişi kaydı.

  1. Söz

    “Kimin ayırt etme gücü daha sağlam, düşünüp tartması daha doğru ve seçimi daha iyiyse insanlığı da daha yetkindir.”

    Tehzîbü'l-Ahlâk ve Tathîrü'l-A'râk · s. 20

  2. Söz

    “Kötülükler, insanın bu iyiliklere yönelmesini kendi irade ve çabasından yahut tembelliği ve yüz çevirmesinden kaynaklanarak engelleyen şeylerdir.”

    Tehzîbü'l-Ahlâk ve Tathîrü'l-A'râk · s. 20

  3. Söz

    “İnsan, diğer bütün varlıklar arasında, başkasının paylaşmadığı kendine özgü bir fiile sahiptir; bu fiil, ayırt edip düşünüp taşınan gücünden doğar.”

    Tehzîbü'l-Ahlâk ve Tathîrü'l-A'râk · s. 20

  4. Söz

    “Öyleyse kuşku götürmeyen görevimiz, yetkinliğimiz olan ve uğruna yaratıldığımız iyiliklere ulaşmak için çaba göstermektir.”

    Tehzîbü'l-Ahlâk ve Tathîrü'l-A'râk · s. 21

  5. Söz

    “İnsanın fiilleri eksilir ve yaratıldığı amacın gerisinde kalırsa—yani kendisinden ve düşünme gücünden doğan fiilleri eksik olursa—insanlık mertebesinden hayvanlık mertebesine in…”

    Tehzîbü'l-Ahlâk ve Tathîrü'l-A'râk · s. 21

  6. Söz

    “İnsana özgü iyilikler ve nefisteki yetiler çok olduğundan, tek bir insanın hepsini yerine getirmesi mümkün değildir; bu yüzden bunları yerine getirecek kalabalık bir topluluğun …”

    Tehzîbü'l-Ahlâk ve Tathîrü'l-A'râk · s. 22

  7. Söz

    “İradî fiillerde iyilik ve kötülük, ya daha üstün olanı seçip uygulamakla ya da daha aşağı olanı seçip ona yönelmekle belirir.”

    Tehzîbü'l-Ahlâk ve Tathîrü'l-A'râk · s. 22

  8. Söz

    “İnsanın mutluluğu, insana özgü fiillerin ayırt etme ve düşünüp taşınma gücüne uygun biçimde ondan doğmasıdır.”

    Tehzîbü'l-Ahlâk ve Tathîrü'l-A'râk · s. 22

  9. Söz

    “Her varlığın mutluluğu, kendi biçimine özgü fiillerin ondan tam ve yetkin biçimde ortaya çıkmasıdır.”

    Tehzîbü'l-Ahlâk ve Tathîrü'l-A'râk · s. 22

  10. Söz

    “Böylece her kişi bedenin bir organı gibidir; insanın ayakta kalması bedeninin bütün organlarının eksiksiz olmasına bağlıdır.”

    Tehzîbü'l-Ahlâk ve Tathîrü'l-A'râk · s. 23

  11. Söz

    “Bu yüzden insanların birbirini sevmesi gerekir; çünkü her biri kendi yetkinliğini diğerinde görür.”

    Tehzîbü'l-Ahlâk ve Tathîrü'l-A'râk · s. 23

  12. Söz

    “Bu üç erdemin ölçülü oluşundan ve birbirleriyle orantısından, onların yetkinliği ve tamamlayıcısı olan adalet erdemi doğar.”

    Tehzîbü'l-Ahlâk ve Tathîrü'l-A'râk · s. 24

  13. Söz

    “Öfkesel nefsin hareketi ölçülü olup akleden nefsin onun için belirlediğine uyduğunda, vakitsiz harekete geçmediğinde ve gerektiğinden fazla hararetlenmediğinde, bundan hilm erde…”

    Tehzîbü'l-Ahlâk ve Tathîrü'l-A'râk · s. 24

  14. Söz

    “Hayvanî nefsin hareketi ölçülü olduğunda ve akleden nefse, onun için belirlenen pay konusunda karşı çıkmadan uyduğunda, arzusunun peşinden aşırı biçimde gitmediğinde, bundan iff…”

    Tehzîbü'l-Ahlâk ve Tathîrü'l-A'râk · s. 24

  15. Söz

    “Akleden nefsin hareketi ölçülü olup kendi sınırını aşmadığında ve doğru bilgilere yöneldiğinde—yalnızca bilgi sanılan varsayımlara değil, çünkü bunlar gerçekte cehalettir—ondan …”

    Tehzîbü'l-Ahlâk ve Tathîrü'l-A'râk · s. 24

  16. Söz

    “İffet, arzulama duyusunun erdemidir; insanda bu erdem, arzularını doğru düşüncenin ölçüsüne göre yönlendirmesiyle görünür.”

    Tehzîbü'l-Ahlâk ve Tathîrü'l-A'râk · s. 26

  17. Söz

    “Adalet ise, saydığımız bu üç erdemin bir araya gelmesiyle nefiste ortaya çıkan bir erdemdir.”

    Tehzîbü'l-Ahlâk ve Tathîrü'l-A'râk · s. 27

  18. Söz

    “Sabır, çirkin hazların peşinden gitmemesi için nefsin hevaya direnmesidir.”

    Tehzîbü'l-Ahlâk ve Tathîrü'l-A'râk · s. 28

  19. Söz

    “Bunların bir kısmı alışkanlık ve alıştırmayla kazanılır; başlangıçları düşünce ve değerlendirme olabilir, sonra adım adım sürdürülerek yerleşik bir meleke ve karakter hâline gelir.”

    Tehzîbü'l-Ahlâk ve Tathîrü'l-A'râk · s. 41

  20. Söz

    “İnsan bu şeylerin erdem değil kusur olduğunu anlarsa onlardan uzak durur ve bunlarla nitelenmekten hoşlanmaz; erdem olduklarını sanırsa onlara sarılır ve bunlar huyu hâline gelir.”

    Tehzîbü'l-Ahlâk ve Tathîrü'l-A'râk · s. 18